Rizede hidro elektrik santral çalışmaya başladı ve hiç de şaşırtıcı olmayan bir şekilde, dere kurudu! Vicdansız aşağılıklar, doğa katilleri.

Spartacus Blood and Sand ismli diziyi başlangıçtan itibaren hep bir umut “daha iyi olacaktır” diyerek takip ediyordum ancak sezon 1’i bitirdim ve dizi beklentilerimi karşılamayı başaramadı.
Görsel efektlerin ilk bölüm dışında beni büyülediğini söyleyemem dahası diziye yönelik hayalkırıklıklarım bununla kısıtlı değil;
- Dizi, ilerleyiş ve genel konsept açısından 300’ü feci şekilde android.
- Özgün müzikler, özgün senaryo, özgün sahneler beklemeyin; ben bulamadım.
- Dizi kendisini bir şekilde izlettiriyor ancak idolü 300’e göre çok eksik.
- Yiğidi öldürüp hakkını yemeyelim dizinin yaşattığı görsel deneyimler çok başarılı, arkaplanda hareketleri diziye çoğu zaman derinlik katıyor.
Diziye bakıp geçmişin ilkelliğinin günümüzde kalan parçalarını (ırkçılık, kölelik, politik oyunlar v.s) görünce insanın içi burkuluyor.
Lost in translation
Yaklaşık bir aydır yazmıyordum, ancak sıkıntılarım bitti gibi. Bir firmada arayüz tasarımcısı olarak işe başladım.
Zaman buldukça yazmaya devam edeceğim, baş ağrıtmadan… :)
Beyaz rengini belli etti
Dün TV’ye göz atarken denk geldim, Beyazıt Öztürk bu akşamki Beyaz Show için Uğur Dündar ve ırkçılar ırkçısı Yılmaz Özdil‘i konuk edecekmiş. Şaşırdım mı? hayır.
Esasında Beyaz Show’dan üstümü başımı yırtarak kaçmam için tek neden Yılmaz Özdil isimli şahıs değil elbette. Beyaz‘ı izlememek için hemen bir kaç neden sayabilirim;
- Yayın akışının yarısı reklam, kalan yarının da yarısı advertorial; o da reklam.
- Konukların yarısı reklam için orada; oyuncular film reklamı, sanatçılar (!) kaset reklamı yapıyor. {günümüzde sanatçıların kaset inadı = aptallık}
- Demin bahsettiğim reklamcı konukların kalan yarısı da Türkiye’ye şova gelen yabancılar; Reklam.
- Beyaz’ın sürekli konuklarını yağlaması çok sıkıcı.
- Beyaz’ı artık hiç samimi bulmuyorum.
- Programdaki muhabbet feci basit ve yapmacık.
- Yayın akışında sürekli video paylaşım sitelerinden klip çalınıyor.
- Beyaz maddi kazanç umuduyla video paylaşım sitesi pikniktube.com‘u açmıştı, site öldü.
- Beyaz politik görüşünü saklasa da adı gibi beyaz Türk olduğu bariz belli.
- Beyaz, etliye sütlüye karışmıyor; herkesi memnun etmeye çalıştığı için kimseyi memnun edemiyor.
Bu sebeplerden ötürü Beyaz Show’u yaklaşık bir senedir izlemiyorum. Okan Bayülgen de, Beyaz’ın kaybolduğu presentabl yola tırmanmaya başladı umarım o da değişmez. Fog the system diye diye sisteme entegre olmasın da sonra.
Modena City Ramblers‘den i cento passi; tam bir İtalyan şarkısı müthiş! Başka bir yazıda da i cento passi filmine değinirim. İtalyan sinemasının en kıyak politik filmlerinden biri. MCR grubu da ayrı bir gezegen zaten. Güzel insanlar, güzel eserler.
Vakıfbank ATMsi
Geçen gün Vakıfbank atm‘sinden para çekerken yaşadığım kötü deneyimleri siz değerli okuyucularımızla paylaşmak istiyoruz, biz yani Hıncal Uluç ve fuları. :s
Atm’lerin olayı basitlik ve kullanışlılık olmalı, insanları zamandan kazandırmalı sorun şu ki; sanırım vakıfbank atm’lerinin arkasındaki ekip hiç de böyle düşünmüyor.
Kartı sokar sokmaz, makbuz ister misiniz? sorusu geliyor. Makbuz istesem, bunu para çekme ekranında talep edebilirim. Kafadan 10 saniye gitti, zaten makine yavaş ve soğuk.
Daha beteri;
- Makbuz ister misin? sorusunun hemen ardından bir soru daha sormayın.
- Hadi sordunuz bu kredi ister misiniz? değil kullanıcı deneyimini arttırıcı yönde olmalı.
- Hadi kredi ister misiniz sorusuna da eyvallah, peki madem bu soruyu sormayı düşünebiliyorsun; o halde evet cevabı verdiğimde niçin hata; kredi çekemezsiniz ekranıyla muhattap oluyorum. Hani lan, nerede kredim!
Vakıfbank ATM’si ve diğer ATM akrabaları değil benim tepemin tasını attıran. ATM teknolojisi büyük kolaylık. Sorun şu; bu sıkıcı kullanıcı deneyimini yaşatmakta emeği geçen herkesin, umarsız tavrı. Yaptın madem takip et; geliştir amk!
Öylesine bir sarıyer kaçamağı
Geçen hafta mahalleden arkadaşım mustafa ile Sarıyer‘deydik. Martıları, Sarıyer’in o karadeniz kokan havasını özlemiştim iyi geldi. Sarıyer feci derecede memleketim Rize’yi andırıyor; insanı da bir garip zaten Rizeliler gibi.
Sahilde çay içecektik; oturduk bir yere ama çay’ın lezzetsizliği keyfimizi kaçırdı. 2 çay’a 3 lira girdi götümüze, sinirlenip kalktık. Tekne barınağının karşısında volta atarken Sarıyer Tarihi Denizkızı Meyhanesi‘ne rastladık.
Sinyalci Dünyalılar olarak dükkan önündeki fix menü; patates, sosis, midye; bira 10 lira opsiyonu ilgimizi çekti. Bir deneme maksatlı girdik içeriye. Mekan salaş bir sahil meyhanesi, bizim gibi sevenleri olacaktır.
Girdik, memnun kaldık. Fiyatlar İstanbul için cüzi. 2 fix menü, 2 de biraya 27 lira verdik. Karşımızda tekneler, martılar, boğaz; güzel bir deneyim oldu.
Vakti zamanında nasıl oldu bilemiyorum ama jamendo.com adresinden Xera grubunun Llendes albümüne ulaştım. Sanırım yine tulum sesi heyecanıyla bagpipe diye aratıp yeni tınılar arıyordum.
Grup İspanyol, Astorya bölgesinden (ilk defa duydum) Gözüme çarpan 1934 isimli bir şarkı oldu; faşist franco dönemine tepkiden diye tahmin ettim ama araştırmaya üşendim. Diğer şarkılar da çok hoş, grup kendi türünü celtic electronic folk olarak nitelemiş; 3 etiketi de severim grubu da sevdim!
…mesi lazım. herkes elini önüne koyacaklar, burda en azından üj bugudup inna enüp iddübüş ve şu bisıp nısınna buyla rızgını tekaşayapajak. hiçkimsenin boluspor üzerinde şey yapması şey değil ya burda gerçek yönetimi gerekeni yapmış ama bundan sonra görev futbolcuların.
Yine ben geldim!
Çekilmez goygoy muhabbetime buradan devam edeceğim.
Sinyalci ve huzurlu bir yaşamın sırlarını, futbol, sinema, müzik, bira; her türlü goygoyu ve bazen de politika, gündem, dezenformasyon kültürü, Dünyamız gibi sıkıcı konuları baş ağrıtmadan yorumlayacağım.


